DOLAR47,97
EURO56,12
GR. ALTIN7.178
BIST14.609
BITCOIN3.715.195
TÜRKİYE

Prof Dr. Avşar: "Çocuklarımız ve Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek…"

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "Çocuklarımız ve Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek…" başlıklı yazısında çocukların dijital dünyayla ilişkisini ele alarak sosyal medya, kişisel veriler ve ekran kullanımının oluşturabileceği risklere dikkat çekti.

24 Ağustos 2026 122 okunma 4 dk okuma
Prof Dr. Avşar: "Çocuklarımız ve Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek…"

ANKARA - BHA 

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, "Çocuklarımız ve Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek…" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Çocuklarımız ve Dijital Dünyada İnsan Kalabilmek…

Çocuklarımızın geleceğini konuşurken eğitimden, aileden, ekonomiden ve okul başarısından söz etmek yeterli olmuyor.

Çocukluk dönemi insanlık tarihinde daha önce hiç karşılaşılmadığı ölçüde güçlü bir dijital çevrenin içinde yaşanıyor.

Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, video uygulamaları, çevrim içi oyunlar ve yapay zekâ sistemleri çocukların günlük hayatının parçası hâline geldi.

Elbette bunlar doğru kullanıldığında bilgiye erişimi kolaylaştıran, eğitimi zenginleştiren ve çocukların dünyaya bakışını genişleten büyük imkânlar sunuyor. Fakat çocukların gelişim özellikleri dikkate alınmadan tasarlanan dijital ortamlar, önemli riskleri de beraberinde getiriyor.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde büyük teknoloji şirketlerinin çocuklar üzerindeki etkilerinin daha sıkı biçimde denetlenmeye başlanması bu nedenle önemli.

Sosyal medya bağımlılığı, çocukların kişisel verilerinin kullanılması, algoritmaların kullanıcı davranışlarını yönlendirmesi, zararlı içeriklerin yayılması ve platformların yeterince şeffaf olmaması teknoloji sektörünün meseleleri olmanın ilerisinde toplumun geleceğini ilgilendiren konulara dönüştü.

Bilimsel çalışmalar sorunlu sosyal medya kullanımı ile uyku bozuklukları, psikososyal iyilik hâlinde azalma ve bazı ruhsal sorunlar arasında ilişkiler bulunduğunu ortaya koyuyor.

Tabiidir ki sosyal medya kullanan her çocuk bağımlı değildir ve çocuklarda görülen her psikolojik sorunun sebebi de sosyal medya değildir.

Ancak çocukluk ve ergenlik döneminde özdenetim, dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme becerileri henüz gelişimini sürdürürken kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmaya yönelik tasarımların oluşturabileceği riskleri küçümsemek de doğru değildir.

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken husus çocukların dikkatinin ekonomik bir değere dönüşmesidir.

Dijital platformların önemli bir bölümü kullanıcıların ilgisini mümkün olduğunca uzun süre canlı tutacak biçimde çalışıyor. Sürekli bildirimler, sonsuz kaydırma, kişiselleştirilmiş içerikler ve ödül mekanizmaları bu sistemlerin temel araçları arasında yer alıyor.

Bir yetişkin için bile dikkat üzerinde güçlü bir etki oluşturabilen bu mekanizmalar gelişim çağındaki çocuklar açısından daha dikkatli değerlendirilmelidir.

Çocuğun zamanı değerli ve sınırlıdır. Gün içinde uykuya, eğitime, oyuna, spora, kitap okumaya, aileyle iletişime, arkadaşlık ilişkilerine ve gerçek hayat deneyimlerine ihtiyaç vardır.

Ekran bütün bu faaliyetlerin yerini almaya başladığında mesele “Çocuk kaç saat telefon kullandı?” sorusundan ibaret olmaktan çıkar.

Sorulması gereken asıl soru telefonun çocuğun hayatından hangi deneyimleri eksilttiğidir.

Çocukların yüz yüze iletişim kurması, oyun oynaması, hareket etmesi, anlaşmazlık yaşaması, hayal kırıklığıyla karşılaşması ve bu durumlarla baş etmeyi öğrenmesi, sağlıklı kişilik gelişiminin önemli parçalarıdır.

Dijital dünyanın bir başka kritik alanı ise çocukların mahremiyetidir. Bir çocuğun hangi içerikleri izlediği, ne kadar süre ekranda kaldığı, hangi konulara ilgi gösterdiği ve hangi davranışları sergilediği çeşitli dijital sistemler tarafından kaydedilebiliyor.

Bu veriler bugünkü davranışlarını ölçerken çocuğun gelecekteki dijital profilinin de oluşmasına katkıda bulunabiliyor.

Bu nedenle çocukların kişisel verilerinin korunması, sıradan bir veri güvenliği meselesi olarak görülmemelidir. Çocuğun mahremiyeti, özgürlüğü ve kendi kimliğini oluşturma hakkıyla doğrudan ilgilidir.

Burada sorumluluğu ailelere yükleyerek de işin içinden sıyrılmak olmaz. Doğaldır ki anne babaların çocuklarıyla iletişim kurması, sınırlar koyması ve dijital alışkanlıkları konusunda rehberlik etmesi gerekir.

Mamafih karşı tarafta milyarlarca dolarlık ekonomik güce, gelişmiş algoritmalara ve devasa veri sistemlerine sahip şirketler bulunurken anne ve babalar ne kadar koruyucu olabilir?

Bu nedenle devletlerin güçlü ve uygulanabilir düzenlemeler yapması, okulların dijital okuryazarlığı eğitimin temel unsurlarından biri hâline getirmesi, sağlık sisteminin riskli kullanımı erken fark edebilmesi ve teknoloji şirketlerinin çocukların gelişim özelliklerini dikkate alan güvenli tasarım ilkelerini benimsemesi gerekiyor.

Bütün bunlar teknoloji karşıtlığı anlamına gelmemelidir. Çocuklarımızın teknolojiden uzaklaştırılması ne gerçekçidir ne de doğru bir hedeftir.

Teknoloji doğru kullanıldığında eğitim açısından olağanüstü imkânlar sunuyor. Bir çocuk dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerine ulaşabiliyor, yabancı dil öğrenebiliyor, bilimsel kaynaklara erişebiliyor, farklı kültürleri tanıyabiliyor ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerden yararlanabiliyor.

Mesele teknolojinin varlığı değil, teknolojinin hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanıldığıdır.

Çocuklara “telefonu daha az kullan” demekle yetinmek yerine, dijital dünyanın nasıl işlediğini öğretmeliyiz. Bir algoritmanın neden belirli içerikleri karşısına çıkardığını, reklamların nasıl hedeflendiğini, kişisel verilerin neden değerli olduğunu, yanlış bilginin nasıl ayırt edileceğini ve dijital ortamda karşılaştığı riskler karşısında nasıl davranması gerektiğini bilen çocuk, teknolojinin pasif tüketicisi olmaktan çıkar.

Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ ve dijital teknolojiler hayatımızın çok daha büyük bölümünü şekillendirecek.

Dolayısıyla bugünkü tartışmayı sosyal medya üzerinden yürütmek de yeterli görülemez. Çocuklarımızın geleceğini, insanın teknoloji karşısındaki konumunu belirleyen daha geniş bir mesele olarak ele almak zorundayız.

Unutmamalıyız ki geleceğin güçlü toplumlarını daha gelişmiş bilgisayarlar, daha büyük teknoloji şirketleri veya daha akıllı algoritmalar kurmayacak.

Geleceği düşünebilen, sorgulayabilen, empati kurabilen, gerçek insan ilişkilerini sürdürebilen ve teknolojiyi kendi iradesiyle kullanabilen insanlar kuracak.

Çocuklarımızın geleceğini korumak onları teknolojiden uzaklaştırmak değildir. Teknolojiyi çocuklarımızın insanî gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlemektir. Devletin, ailenin, okulun, bilim dünyasının ve teknoloji sektörünün ortak bir sorumluluk anlayışı geliştirmesi gerekiyor."

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

TÜRKİYE kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi