SPOR

Spor Yazarı Ömer Gürsoy : Üç büyükler sezona galibiyetsiz başladı

Spor yazarı Ömer Gürsoy, Süper Lig’in ilk haftasında Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un aldığı sonuçları değerlendirdi.

17 Ağustos 2026 488 okunma 6 dk okuma
Spor Yazarı Ömer Gürsoy : Üç büyükler sezona galibiyetsiz başladı

ANKARA - BHA 

Spor yazarı Ömer Gürsoy, yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Kabus gibi bir başlangıç

Türk futbolu açısından daha sezonun ilk haftasından oldukça tanıdık bir tabloyla karşı karşıyayız.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor…

Üç büyük takım. Üçü de kadro kalitesi ve piyasa değeri açısından rakiplerinin açık ara önünde. Üstelik üçü de yeni sezona iddialı transferlerle, büyük hedeflerle ve şampiyonluk beklentisiyle giriyor.

Ama ilk haftanın sonunda üç takımın da hanesinde galibiyet yok.

Galatasaray, Süper Lig’in yeni takımı Çorumspor karşısında 2-2 berabere kaldı. Fenerbahçe, geçen sezon son anda ligde kalabilen Gençlerbirliği’ne 2-1 yenildi. Trabzonspor ise yine geçen sezon düşme tehlikesi yaşayan Kasımpaşa deplasmanından 1-1’lik beraberlikle döndü.

Üstelik üç maçın ortak noktası yalnızca sonuçlar değil.

Oyunların hikâyesi de birbirine çok benziyor.

Ve bana çok yakın zamanda yaşadığımız başka iki maçı hatırlatıyor: Milli Takımımızın Dünya Kupası’nda Avustralya ve Paraguay karşılaşmalarını…

Avustralya ve Paraguay maçlarından bugüne

O karşılaşmalarda da Türkiye, rakiplerinden daha fazla topa sahip olan, oyunu rakip yarı sahaya yıkan ve kâğıt üzerinde favori olan taraftı.

Fakat rakiplerimizin bize karşı uyguladığı plan çok netti:

Topu bize bırak, alanı daralt, doğru anda baskı yap, topu kazandığın anda birkaç hızlı pasla kaleye git.

Biz topa sahip olurken rakipler çok daha az topla, çok daha doğrudan ve çok daha etkili oynadı.

Şimdi Süper Lig’in ilk haftasında aynı filmin üç farklı versiyonunu izledik.

Çorumspor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa…

Üçü de rakiplerine göre ekonomik açıdan çok daha mütevazı kadrolara sahip.

Ama sahada piyasa değeri oynamıyor.

Galatasaray: Sorun transferden önce iştah

Galatasaray’ın Çorumspor karşısındaki 2-2’lik beraberliği belki de üç maç içinde en çarpıcı olanı.

Rakip yeni bir Süper Lig takımı.

Galatasaray’ın kadrosunda Osimhen, Sané, Torreira, Sara, Davinson Sánchez gibi yıldızlar var. Üstelik maçın ilerleyen bölümünde oyuna giren isimlerle birlikte Galatasaray’ın ekonomik üstünlüğü daha da büyüyor.

Ama maçın belirli bölümlerinde Çorumspor’un Galatasaray’dan korkmadığını gördük.

Daha da önemlisi, Galatasaray 1-0 öne geçtikten sonra birkaç dakika içerisinde iki gol yiyerek 2-1 geriye düştü.

Bu sadece savunma problemi değil.

Bence burada daha temel bir mesele var:

İştah.

Galatasaray’ın oyunu kazanmak için gereken tempoyu, agresifliği ve rakibin üzerine çökecek sürekliliği gösterememesi dikkat çekiciydi.

Osimhen’in 90. dakikada attığı gol olmasa Galatasaray sezona kendi sahasında mağlubiyetle başlayacaktı.

Bu nedenle henüz beklenen transferleri sahada görememiş olması nedeniyle taraftarın tepkisini çeken Galatasaray için ben sorunu yalnızca transferlere bağlamıyorum.

Transfer elbette önemli. Ama elindeki oyuncularla rakibe karşı ne kadar istekli olduğun daha önemli.

Çorumspor’un kadro değeri Galatasaray’ın çok gerisindeyken Galatasaray’ın bu kadar zorlanması, “Daha oyuncu alınmalı” kadar, “Bu takım neden bu kadar az iştahlı?” sorusunu da gündeme getiriyor.

Fenerbahçe: 100 milyonluk fark sahada yok

Fenerbahçe maçında ise tablo daha da çarpıcıydı.

Fenerbahçe, Gençlerbirliği karşısında yalnızca çok daha değerli bir ilk 11’le çıkmadı. Kulübeden oyuna giren oyuncular da rakibin kadrosuyla kıyaslanamayacak piyasa değerlerine sahipti.

Greenwood, Kanté, Muriqi, Dorgeles Nene gibi isimlerin oyuna dahil olmasıyla Fenerbahçe’nin sahadaki bireysel kalite seviyesi daha da yükseldi.

Ama sonuç?

Gençlerbirliği 2-1 kazandı.

Üstelik Fenerbahçe ilk golü bulmuştu.

Burada özellikle Tongya’nın attığı gol çok şey anlatıyor.

Gençlerbirliği topu kazandığında birkaç pasla Fenerbahçe savunmasının arkasına geçebildi ve Tongya’nın süratiyle ceza sahasına girmesi golü getirdi.

Bana açıkçası Avustralya’nın bize attığı ilk golü hatırlattı.

Topu kaybettiğiniz anda rakibin size ne kadar hızlı saldırdığı…

İki-üç pas. Sürat. Alan. Son vuruş. Gol.

Topa sahip olmak rakibe karşı üstünlük kurduğunuz anlamına gelmiyor.

Top sizdeyken rakip sizin üzerinize koşmak zorunda değil.

Asıl mesele, topu kaybettiğiniz anda ne yaptığınız.

Trabzonspor: Salah bile yetmedi

Trabzonspor-Kasımpaşa maçı da aynı hikâyenin başka bir örneği.

Trabzonspor 1-0 öne geçti.

Sonra Kasımpaşa oyunun içine girdi, beraberliği buldu ve Trabzonspor özellikle ikinci bölümde rakibine karşı oyunu tamamen kontrol edemedi.

Üstelik Trabzonspor’un kulübesinden Salah gibi bir yıldız geldi.

Salah’ın oyuna girmesi doğal olarak beklentiyi yükseltti.

Ama bir oyuncunun sahaya girmesi, takımın oyun problemlerini otomatik olarak çözmüyor.

Salah birkaç pozisyonda kalitesini gösterdi ancak Trabzonspor’un genel oyununda beklenen patlamayı yaratamadı.

Burada da aynı soruyu sorabiliriz:

Takımın yıldızları mı eksik, yoksa takımın oyunu mu yeterince iyi değil?

Bence ikinci soruyu göz ardı etmemek gerekiyor.

Anadolu takımları artık formülü bulmuş olabilir

Beni ilk haftanın sonuçlarından daha fazla düşündüren konu ise bu.

Çünkü Çorumspor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa’nın yaptığı şey birbirinden tamamen bağımsız olmayabilir.

Anadolu takımları artık büyük takımlara karşı şunu çok iyi biliyor:

Onlarla topa sahip olma yarışına girmeyeceksin.

Büyük takım topu istiyorsa bırakacaksın.

Ama alanı kapatacaksın.

Merkezde kalabalık olacaksın.

Topu kazandığında da geriye dönmeyeceksin.

İlk pas ileri. İkinci pas ileri. Üçüncü pas kaleye.

Büyük takımın savunması yerleşmeden hücum edeceksin.

Çünkü aradaki 9-10 katlık piyasa değeri farkını kapatmanın yolu, rakiple 90 dakika boyunca aynı oyunu oynamak değil.

Tam tersine, oyunun şeklini değiştirmek.

Ve işin psikolojik tarafı…

Bence en önemli değişiklik burada.

Eskiden Anadolu takımları büyüklerle oynarken maçın başında gol yediğinde psikolojik olarak kopabiliyordu.

Şimdi ise ilk golü yemek onlar için maçın sonu anlamına gelmiyor.

Çorumspor geriye düştü, reaksiyon verdi.

Gençlerbirliği geriye düştü, reaksiyon verdi ve kazandı.

Kasımpaşa geriye düştü, reaksiyon verdi ve beraberliği aldı.

Bu çok önemli.

Çünkü büyük takımın avantajı sadece yıldız oyuncularının kalitesi değildir.

Psikolojik üstünlük de büyük bir silahtır.

Eğer Anadolu takımları “Golü yedim, şimdi ne olacak?” demek yerine “Şimdi planımızı uygulamaya devam edeceğiz” diyebiliyorsa, büyük takımların işi gerçekten zorlaşır.

Piyasa değeri neden bu kadar yanıltıcı?

Üç maçta da ortaya çıkan tablo çok net:

Büyüklerin ilk 11’leri ve sonradan oyuna girenleriyle birlikte kadro değerleri, rakiplerinden yaklaşık 9-10 kat daha yüksek.

Ama sahada bu farkı göremedik.

Çünkü piyasa değeri oyuncunun bireysel kalitesini gösterir.

Takımın kalitesini değil.

Bir takımda 20 milyonluk beş oyuncu olabilir.

Ama bu beş oyuncu birbirinden kopuksa, 2 milyonluk oyunculardan oluşan ve ne yapacağını çok iyi bilen bir takım karşısında zorlanabilir.

İşte ilk hafta bize bunu gösterdi.

Kabus gibi bir başlangıç

Galatasaray: 2-2 Çorumspor

Fenerbahçe: 1-2 Gençlerbirliği

Kasımpaşa: 1-1 Trabzonspor

Üç büyük.

Sıfır galibiyet.

Ve daha önemlisi, üç maçta da benzer bir senaryo:

Top büyüklerde, tehdit rakipte.

Bu nedenle ilk haftayı yalnızca “Büyükler formsuz başladı” diye geçiştirmek hata olur.

Çünkü eğer Çorumspor’un, Gençlerbirliği’nin ve Kasımpaşa’nın uyguladığı bu oyun modeli ligin geri kalanında yaygınlaşırsa, büyük takımların her hafta çözmek zorunda kalacağı yeni bir denklem ortaya çıkacak.

Topa sahip olmak artık tek başına yeterli olmayacak.

Rakip savunmayı açmak kadar, top kaybından sonra rakibin hızlı hücumunu durdurmak da belirleyici olacak.

Ve belki de en önemlisi:

Büyük takım olduğunu rakibin kadro değerine bakarak değil, sahada gösterdiğin iştahla kanıtlamak zorunda kalacaksın.

İlk haftanın üç büyükler açısından özeti bana göre tam olarak bu:

Kâğıt üzerinde devler, sahada ise rakiplerinden daha az aç olan takımlar…

Daha sezonun başındayız. Dolayısıyla bundan bir şampiyonluk sonucu çıkarmak için çok erken.

Ama bir uyarı çıkarmak için kesinlikle erken değil.

Türk futbolu, Avustralya ve Paraguay maçlarında yaşadığı dersin kulüp seviyesindeki ilk sınavını daha ilk haftada verdi. Ve üç büyük de bu sınavdan geçemedi."

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

SPOR kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi